Gönderen; admin

Cebeli Tarık

Cebelitarık Boğazı hakkındaki Kaptan Custo Bilmecesine Dur Diyen Türk Denizcisi’nin Kaptan Custo Cebelitarık Boğazı sularının karışmadığını ve Hıristiyan olduğu halde din değiştirip Müslüman olduğuna karşılık dünyada ilk olarak böyle bir kitap yazıldığı görülecektir. Kaptan Custo’nun Cebelitarık Boğazı hakkındaki söylentilerinin içyüzüne son noktayı koyan Türk denizcisi Sevim Yığcı anlatıyor.

Cebelitarık Boğazı’nın İçyüzü

Deniz araştırmaları ve deniz belgeselleri hazırlayan Kaptan Custo’nun Cebelitarık sularının birbirine karışmama olayı söylentileri günden güne Müslümanlar tarafından ortaya atılıp ve sadece Müslümanlarca kabullenilip Kaptan Custo adeta göklere çıkarılmaya devam ediliyordu. Bu yanlış haber bütün Müslüman ülkeleri günden güne sarmaktaydı. Ancak çok ilginçtir ki, Müslüman olmayan ülkeler içinde hiçbir ülke insanının bu dedikodulardan haberi bile yoktu. Kaptan Custo belgeselleri Türkiye’de olduğu gibi bütün dünya ülkelerinde de izleniyordu. Bu dedikodu yayıladursun hiçbir Müslüman bilim adamı veya denizcisi bu konunun yani Cebelitarık Boğazı’nın sularının hakikaten birbirine karışmadığı söylentileri bu bölgeye ait olup olmadığına dair dikkati hiçbir şekilde çekilmemişti. Ama ta ki ufak bir şüpheden yola çıkıncaya kadar.

Her ne olduysa 1980 yılında Kaptan Custo’nun dünya denizlerinde olduğu gibi Akdeniz ve Atlas Okyanusu birleşimi olan Cebelitarık Boğazı’nda bazı araştırmaları nedeniyle Kaptan Custo’nun buranın sularının birbirine karışmadığını söylediğini Müslüman haberciler yaymaya başlamışlardır. Fakat bunun yalan bir dedikodu olduğunu kimse bilmiyordu. 1980 yılında bu bölgeye dalan Kaptan Custo’dan sonra 1982 yılında bu yalan haberlerin artması sadece Müslüman ülkelerde takdirle karşılanmıştı. Bu inanış 2.2.2009 tarihine kadar sürmüştü. Ta ki, 1985 yılında her iki denizin de tuzluluk oranlarının eşit olduğunu fark edinceye kadar.

Fakat Okyanuslu Bir Gezginin Anılarla Araştırmaları kitabında Cebelitarık Boğazı Analizi bölümünde dile getirildiği gibi bir yere kadar aynı fikirdeydim. Fakat araştırdıkça Kaptan Custo hakkındaki bu söylentilere katılmamaya başlamıştım. Bu nedenle 1985 yılında Custo’nun fikirlerinden ayrılmaya başlayarak daha çok Kaptan Custo neleri bulmuş, neleri söylemiş diye delilleri araştırma yönünü seçmiştim. Çünkü ilerideki yazılarımda da görüleceği gibi şüphelerim ve düşüncelerim gün geçtikçe artıyordu. Çünkü uzun yılların araştırmasının doğruluğu % 90’lara ulaştıysa da % 10’luk bir eksiklik yılların uzamasına neden olmuştu. Görüşümde emin olduğum bir gerçektir. Tabii ki benim bunu bilmem diğer kişilerin de bu görüşü bu şekliyle onaylaması anlamına gelmez. Ama bu görüşü ve fikirlerimi dünyaya kanıtlamak için bir eksiğin olduğunu daha önceleri fark etmeye başlamıştım. Ancak bunlar zor da olsa hiçbir şeyden kaçınmamam gerekiyordu. Ve en iyisi de buydu. Çünkü bu konudaki araştırmalarımla, konuya odaklandığımdan sanki bu konuda daha birçok şeyi öğrenebileceğimin sinyallerini almaya başladığımın farkındaydım. Bu nedenle yanlış bilgilendirilen 1.5 milyar Müslüman insanın doğru bilgilendirilmesi sağlanmalıydı. Çünkü bu buluşu ve görüşümü yanlışı kaldırıp doğru olanını dünyaya ispatlı olarak bildirilmeliydi. Her geçen gün artmakta olan bu yanlış inanış ileride daha da artacağa benziyordu. Yayın organlarının asılsız ve yanlış beyanları hiç yokken Kaptan Custo’yu havalara çıkarıp -haşa- taparcasına Müslümanların beynini asılsız beyanlarla doldurmak kimsenin haddi olmamalıydı. Ben bu yola mesleğim icabı girmiştim.

Çünkü Kaptan Custo bir kelime bile etmeden Müslüman ülkelerin yayın organları bazı aslı olmayan haberleri yayıyorlardı. Diğer Müslüman ülkelere de yayılarak ister istemez Müslümanlar böyle bilgilendirilmeye mecbur bırakılmıştı. Bu nedenle ben şunu söylemek istiyorum. Böyle göz önündeki şahsiyetlerin İslam’a yakın olma konuları veya İslam’ı seçmeleri birçok gayrı müslimin Müslüman olmasına vesile olması için ortaya atılan bir dedikodunun çıkarılması esasında hiçbir Müslümanın tasvip etmeyeceği hassas bir konudur. Fakat bazı yayın organlarının tam araştırmadan yalan yazıp sözde bir şey meydana çıkardığı duygusuyla dikkat çekmek için bir davranıştan başka bir şey değildir diye düşünüyorum. Çünkü ortada bir şey yokken bir Müslümanın sayısını artırmak için de olsa yalan söylemek günahların en çirkinidir. Açıkçası haramdır. Çünkü doğru olanı yayılmalıydı. Müslümanlar doğru bilgilendirilmeliydi. İşte bu düşünceleri zihnimde yorumlayarak ve Kaptan Custo’nun kuruluşlarına ulaşmak için defalarca yaptığım yazışmalar sonucunda isteklerim cevapsız kalıyordu. Yıllar sonra tekrar teşebbüse geçmeye başladım. Fransa’ya gitmek için kendimi oyalıyordum. Bulunduğum Alma gemilerindeki seferlerimde çok kez görevli olarak gittiğim Fransa’ya bu kez özel olarak gitmeyi düşündüm. Çünkü lehime olan araştırmalarımı Kaptan Custo varislerinin önüne dökmeliydim. Bana ne diyebilirlerdi. Benim Calypso gibi bir gemimin olup olmadığını mı, yoksa deniz araştırmacısı olup olmadığımı mı, dalgıç olup Cebelitarık Boğazı derinliklerine inip inmediğimi mi, zaten bunların ötesinde başka bir şey soramazlardı. Bunların cevabını vermeye de hazırdım. Çünkü acı ve tatlı su hakkında Kur’an’da bulunan ayetler vardı.

Bu büyük delil zaten yeterliydi. Şimdilik Fransa’ya gitmeden yıllar sonra üçüncü kez yazışmayla ulaşmayı denemeye başladım. Yani yazışmayla ilk önce bu üçüncü düşüncemi denemeye karar verdim. Fransa’daki Kaptan Custo Kuruluşu’na defalarca yazışmayla eskisi gibi başvurduğum halde hiçbir sonuç alamamıştım. Birçok mektup adrese ulaşmayıp geri dönüyordu. Ya adres yerinde yoktu ya da adreste bir yanlışlık vardı. Fransa dışında İngiltere’de, Almanya’da Kaptan Custo kuruluşunu aradım. Hepsi de boşa çıkıyordu. İadeli taahhütlü yazışmalarım bile sonuçsuz kalıyordu. Bir ara boş verdiysem de daha sonra Avrupa’nın dışında Kuzey Amerika’da aramaya başladım. Burada da arama ümitlerim tükenmekteyken Amerika’da Kaptan Custo The Cousteau Society kuruluşuna ulaşmayı başardım. Adeta bu kuruluşa kilitlenmiştim. Bu da son bir ümitti. Çünkü neyin nesi olduğunu bilmiyordum. Cevap verir mi, vermez mi; onu da bilmiyordum. Kaptan Custo 1997 yılında vefat etmişti. Birçok kuruluşu olduğunu zannediyordum. Ama herhangi bir kuruluşuna ulaşamamıştım. Burası da meçhuldü. Kaptan Custo herkesçe bilindiği gibi Cebelitarık Boğazı sularının birbirine karışmadığı söylentisinin Kaptan Custo tarafından ileri sürüldüğü biliniyordu. İlk zamanlar ben de benimsemiş, beş yıl öyle kalmıştım. Yani Cousteau’yu destekleyenlerden biri de bendim. Daha sonra araştırmalarım hızlanınca Kaptan Custo düşüncesinden ayrılmıştım. Bu görüşümü çok iyi olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum. Kaptan Custo nereye dayanarak buranın sularının birbirine karışmadığını anlatmıştı? Yoksa benim göremediğim bir nokta mı vardı? Ben bu yazıları yıllar önce yazmıştım ve ileriki yazılarımda bu konuya olumlu bir şekilde değinmiştim. Karadeniz, Marmara, Akdeniz, Süveyş Kanalı yoluyla gelen sular haliyle Akdeniz’den Atlas Okyanusu’na akacaktır. Zaten başka bir yerden çıkma olanağı yoktur. Bu gibi boğazlarda akıntı olmayan yer olmaz. Kaptan Custo buranın da akıntılı olduğunu söylemiştir. Bunlara benim açımdan bakıldığında 1969 yılı haziran ayında buradan ilk geçişimde fiziki olarak dikkatimi çekmişti. 1980’de Kaptan Custo’nun buraya dalışıyla beraber 1982’de başlayan söylentilere göre bazı yayın organları ortaya böyle bir iddia attıktan sonra, birçok yayın organlarında asılsız dedikodular başlatılmıştı. Birçok Müslüman ülkede ses getirirken daha çok Endonezya, Türkiye ve Malezya başı çekmiştir. Bu konu hakkında Müslüman ülkelerin gündeminde ve kitaplarında olan Kaptan Custo ile ilgili Cebelitarık Boğazı hakkındaki suların karışmaması olayı ve nu nedenle de Müslüman olduğu söylentilerinin yer alması mevcuttur. Fakat İngilizce, Almanca, İtalyanca, Rusça ve daha sayılamayacak kadar Müslüman olmayan ülkelerde çok yazılıp çizilmiş olduğu halde.

Kaptan Custo Cebelitarık Boğazı’ndaki iki denizin birleşiminde suların ayrı ayrı ve birbirinden bağımsız olduğu ve dinini bırakıp Müslüman olduğu hakkında hiçbir görüş ve söylenti bulunmamaktadır. Böyle bir şey olsa bile bu konunun bilincinde olmayıp Müslüman ülkelerin haberlerinden alıntı yapmış olabilirler. Bense bu konuyu araştırdıkça Müslümanların doğrusunu bildiği değil, bilmediği ortaya çıkıyordu. Bu nedenle bildiğimi açıklamalıydım.

Çünkü orayı başka bir yerde aramak gerektiğini her defasında vurguluyordum. Burada kütle halinde tatlı su veya tuzlu su olması için iki denizden birinin diğerinden farklı olması gerekirdi. Kaptan Custo burada öyle bir farklılık olmasını beklemediğini ve nedense ifadelerinde farklı olduğunu istekli olmasa da bir kez bu şekilde olduğunu açıklamış olduğunu tahmin ediyorum.

Ortaya atılan bu görüş daha çok aşağıda bahsedilen iki ayrı deniz birleşimine daha yakın gelmektedir. Bunların bir tanesi Mentep Boğazı, diğer bir yer olan Hint denizi ile Kızıl Deniz birleşimi Hint Okyanusu’nun tuzluluk oranı ortalama % 3.5 olmasına rağmen Kızıl Deniz % 4.3, Marmara Denizi % 2.2, Akdeniz % 3.8’dir. Atlas Okyanusu % 3.5’dir. Kutup bölgelerinde yağışlar ve buzların erimesiyle kutuplarda % 3’ün de altına düşer. Tuzluluk oranı eşit dereceye yakın Akdeniz ve Atlas Okyanusu kesişimi olan Cebelitarık Boğazı’nda aramak yanlıştır. Bu olayı Müslüman olmayanlar çok benimsemedikleri gibi fazla ilgilerini de çekmemiştir. Çünkü bu konuyu Müslüman olmayanlara açarsanız böyle bir konudan haberdar olmadıklarını rahatlıkla görebilirsiniz. Ama Müslümanların % 90’ı biliyordur. Çünkü tuzlu su ile tatlı suyun birbirine karışmadığı Kur’an-ı Kerim’de ayetlerde var olduğu bilinmektedir. Bu nedenle Müslümanlar yayın ve medya aracılığıyla konuyu gündemde tutmaktadır. Tabii ki bu nedenle daha çok Müslümanlara yakın bir konu olduğundan kaynaklanmaktadır. Söz konusu olayın doğru olması için Okyanus’un suyu % 0.3’ün de altındaki bir farklılıkla tuzlu su anlamına gelmez. Bu suların daha farklı olması için karşılıklı suların farklı oranlarda olması gerekmektedir. Örneğin dere ve ırmakların tuzluluk oranları fark edilemeyecek kadar azdır. Ancak tahliller sonucu anlaşılabilir. İşte bu gibi yerlerde tatlı su, tuzlu suyla karışmaz. Çünkü deniz suyuyla dere ve ırmak suları denize indiklerinde ayrı ayrı olmuş oluyorlar: biri tuzlu, diğeri tuzsuz. Ayrıca deniz zemininden tatlı ve sıcak sular çıkar. Bunlar karalardan dibe inip oradan da denize çıkarlar. Bu sular deniz üstüne çıkmaya yabancılık çekmezler. Kolaylıkla buhar olup toprak üstünden toprak altına geçerek denize ulaşır. Bu süreç bu şekilde devam edip gider.

Denizlerin Tuz Oranları

DENİZLER TUZ ORANI (%)
1 Büyük Okyanus % 3,6
2 Atlas Okyanusu % 3,5
3 Pasifik Okyanusu % 3,5
4 Karadeniz % 1,7
5 Marmara Denizi % 2,2
6 Ege Denizi % 3,7
7 Akdeniz % 3,8
8 Baltık Denizi % 0,7
9 Kızıl Deniz % 4,3
10 Hazar Denizi % 1,2
11 Lut Gölü % 26,0
12 Tuz Gölü % 32,9

Suda Kütle Oluşumu Nedir?

Suyun içindeki madde miktarına kütle denir.
Bu oluşum her yerde aynıdır. Tatlı su ile tuzlu su arasındaki farklılık madde karışımları olup basınç farklılığı ve yine sıcak suda olduğu gibi akıntılar da öyledir. Eğer kütle halinde diğer denize girip de karışmıyor deniyorsa o suyun farklı olması gerekiyor.

Kütle halinde girmeyip bir duvar gibi birbirini karşılıyorsa, o zaman da bu iki denizin akıntısı olmaması gerekir. Tuzlu su kütlesini biraz daha açacak olursak havada bulunan parça şeklindeki bulutlara benzetebiliriz. Yoğun olan yerlerde çıplak gözle fark edilebilmesi için bu konuda biraz da uzman olmak gerekir. Kütle şeklinde olma nedenlerinin ana temelleri bunlardır. Tuzlu su ile tatlı su arasında perde vardır. Birbirine kavuşmazlar.

Kur’an’daki ayetler hiç kuşkusuz doğrudur:

Bismillahirrahmanirrahim

1. Acı ve tatlı iki denizi salıverdi. Birbirine kavuşmuyorlar. (Rahman Suresi, Ayet: 19)

2. Fakat aralarında bir engel vardır. Birbirlerine geçip kavuşmuyorlar. (Rahman Suresi, Ayet: 20)

3. Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici diğerininki tuzlu ve acı. İki deniz arasında bir engel, aşılamaz bir serhat koyan odur. (Furkan Suresi, Ayet: 53)

4. İki deniz (acı ve tatlı su) arasına bir engel koyan kimdir? (Neml Suresi, Ayet: 61)

5. Bu iki denizden inci ve mercan çıkar. (Rahman Suresi, Ayet:22)
Yukarıdaki ayetler hiç şüphesiz doğrudur. Fakat o yerin burası ve bu bölge olduğunun söylenmesi yanlıştır. Çünkü -haşa- hiçbir ayet hiçbir yere uydurulamaz. Bütün canlıların Kuran’ı Kerim’deki ayetlere uyması gerekir. Bu nedenle Cebelitarık Boğazı’nın sularının birbirine karışmadığını Kaptan Custo söyledi veya buldu denmesi de yanlıştır. Çünkü bu açıklama yapılırken Kur’an’daki bu konudaki ayetler göz önüne alınıp iki denizin de tuzluluk oranlarının çok farklı olması gerekirdi. Birisinin tatlı/içilir, diğerinin acı/içilmez olması gerekirdi. Oysa buranın iki denizi de tuzludur. Bir kişi buradan aç karnına bir bardak su içerse, doktora kaldırılmadığı takdirde bir saat içinde ölür. Çünkü her iki denizin …

BU YAZININ DEVAMI KİTAPTADIR …

.............